Tağut

Tağut 

Azgın, sapık, kötülük ve sapıklık önderi, zorba, şeytan, put, puthane, kâhin, sihirbaz. Allah’ın hükümlerine sırt çeviren kişi ve kuruluşların tümü. Arapça “Teğa” kökünden türetilmiş olup kelimenin çoğulu olan “Tuğyan” Allah Teâlâ’ya isyan etmek anlamına gelmektedir.

Allah’ın indirdiği hükümlere muhalif olan ve onların yerine geçmek üzere hükümler icad eden her varlık tağuttur. Ayetler ve hadisler ışığında tağut genel olarak dört anlama gelmektedir:

1- Arzuları ilahlaştıran nefis, tağuttur.

2- Allah’ın emir ve yasaklarını tanımayan, İslam nizamı ile çatışan düzen ve düsturlara çağıran her fert ve önder tağuttur.

3- Allah’tan gayrı, zâtında güç görülen eşya, insan ve putlar tağuttur.

4- Şeytan tağuttur.

Tağut, Allah (c.c)’a karşı isyan etmekle beraber O’nun kullarını kendisine kul edinmek gayretinde olandır. Bu ise şeytan, papaz, dinî veya siyasî lider veyahut da kral olabilir. Bu sebepten bir insanın hakiki mümin olabilmesi için tağutu reddetmesi gerekmektedir.

İsyanın(teğa nın); kişinin kendi nefsini ilahlaştırması aşağıdaki hadiste belirtilmektedir:

“Her kim O’na (Peygambere) itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur. Her kim de O’na isyan eder asi olursa Allah’a isyan etmiştir” (Buhârî, İ’tisâm” 2)

Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerîm’de:

“Andolsun ki biz her kavme “Allah’a ibadet edin, tağuta kulluk etmekten kaçının ” diye (tebliğ yapması için) bir peygamber göndermişizdir” (Nahl 36)  

 “İman edenler Allah yolunda cihad ederler, kâfirler ise tağut yolunda savaşırlar” (Nisa 76)  ayetleriyle müminlere tağut hakkında bilgi vermekte ve tağuta karşı takınmaları gereken tavrı açıklamaktadır.

Her ne şekilde olursa olsun, insanlar tarafından konulmuş ve Allah (c.c)’ın hükümlerine muhalefet eden hükümler “tağut” olarak isimlendirilirler.

Allah Teâlâ (c.c) Kur’an-ı Kerîm’de;

“Sana indirilen Kur’an’a ve senden önce indirilen kitaplara iman ettik diye boş iddialarda bulunanlara bakmaz mısın? Onlar tağutun huzurunda muhakeme olmak (hükümlerine boyun eğmek) istiyorlar. Halbuki tağutu inkâr etmekle (tekfir etmekle, lânetlemekle) emrolunmuşlardı. Şeytan onları uzak bir sapıklığa saptırmak ister” (Nisa 60)                   buyurmaktadır.

Allah (c.c)’a, peygamberlere, ahiret gününe, meleklere, kitaplara ve inanmakla mükellef olduğu bütün hususlara inandığını açıklasa, fakat demokratik, lâik, sosyalist, kapitalist vb. rejimlerden herhangi birinin hükümlerini kabul edip itaat eden bir kimsenin irtidadına(dinden çıktığına) hükmedilir. Zira insanları yaratan Allah Teâlâ’dan başkası, insanların nasıl idare olunacağı hususunda ve onların sosyal yaşamlarına yönelik hükümler koyma yetkisine sahip değildir.

Kendisinde böyle yetkiler gördükten sonra, Allah Teâlâ’nın indirdikleriyle hükmetmeyip, heva ve hevesleri doğrultusunda hükümler koyanlar aynı zamanda “ilahlık” iddiası içindedirler. Dolayısıyla Allah Teâlâ’nın hükümleri dışında hüküm koyanlar ve o hükümlere tâbi olanlar da, tevhid akîdesinin dışına çıkıp kâfir olurlar. Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de peş peşe gelen Maide 44,45 ve 47 ayetlerde bunu vurgulamaktadır:

“Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar, fasıklardır” (Maide 45)

Allah Teâlâ, Âdem (a.s)’dan, Resulullah’a (s.a.s) kadar bütün peygamberleri, insanları Tevhid’e, yani Allah’ın varlığına ve birliğine, ortağı olmadığına inanmaya; O’nun koyduğu hükümleri kabullenmeyerek kendi heva ve heveslerine göre hüküm koyma isteğinde olan “tağut”a karşı savaşmaya ve tağut kapsamına giren her şeye kulluk etmekten kaçınmaya çağırmaları için göndermiştir.  Nitekim Allah Teâlâ bu hususta; Andolsun ki biz her kavme,

 “Allah’a ibadet edin, tağuta kulluk etmekten kaçının ” diye (tebliğ yapması için) bir peygamber göndermişizdir” (Nahl 36) buyurmaktadır.

Bu tağutlar İbrahim (a.s) döneminde Nemrut, Mûsa (a.s) döneminde Firavun, Resulullah (s.a.s) döneminde de Ebu Cehil, Ebu Leheb gibi Daru’n-Nedve’nin ileri gelenleri ve puta tapan şahsiyetleri olduğu gibi, diğer peygamberler döneminde de, kendilerine gönderilen peygamberlerin getirdiği tevhid akidesini inkâr edip, atalarından kalan inançları devam ettirme inatçılığı gösteren puta tapan kavimler olmuşlardır.

Müslüman Allah’ın hükümleri doğrultusunda yaşamak, O’nun koyduğu hükümler dışında konulan bütün hükümleri reddetmek, İlâhlık taslayan bütün güçleri yok etmek için çalışmakla mükelleftir. Şu bir gerçektir ki, Allah (c.c)’a iman edenler, O’nun yolunda tağutla savaşmak zorundadırlar. Nitekim Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerîm’de;

 “İman edenler Allah yolunda cihat ederler, küfredenler ise tağut yolunda savaşırlar” (Nisa 76)

Resulullah (s.a.s) de tağut hakkında bir hadis-i şerifinde;

 “Her kim (tağuta karşı) cihat etmeden ve onunla mücadele (ederek Hakk’ı hakim kılma) arzusunu ruhunda duymadan ölürse, nifaktan bir şube üzerinde ölür” buyurmaktadırlar” (Müslim 103)

Bu ayet ve hadis, bir müminin tağuta karşı takınması gereken tavrı en anlaşılır şekilde ortaya koymaktadır.

Bir mü’min, tağutu, yani Allah Teâlâ’nın emirleri ve yasakları ile çatışan nefsini, diğer şahısları, önderleri, rejimleri ve ilkeleri red etmedikçe, hakimiyetin yalnız Allah’a ve O’nun düzeni olan İslâm nizamına ait olduğunu kabullenmedikçe imanın sembolü olan tevhid kulpuna yapışamaz. Allah Teâlâ bu konuda da şöyle buyurmaktadır:

“Dinde zorlama yoktur. Hakikat, iman ile küfür apaçık meydana çıkmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp da Allah’a (O’nun kanunlarına) iman ederse, muhakkak ki kopması (mümkün) olmayan en sağlam kulpa sarılmıştır. Allah işiten ve bilendir” (Bakara 256)

Allahû Teâlâ’nın hükümlerine karşı tuğyan eden siyasi otoriteler insanları, dalaletin karanlığına doğru çekerler. Hem bu dünyada, hem Ahirette işkenceye ve azaba uğramalarını sağlarlar. İslâm dininin hükümlerini inkâr eden bütün ideolojiler Tağut hükmündedir. Kur’an-ı Kerim’de;

“Allah, iman edenlerin velisidir (yardımcısıdır). Onları karanlıktan (kurtarıp) nura çıkarır. Küfredenlerin velisi ise Tağut’tur. O da kendilerini nurdan (ayırıp) karanlıklara çıkarır. Onlar (Tağut ve ona tabi olanlar) Cehennemin arkadaşlarıdır. Onlar orada, bir daha çıkmamak üzere ebedi kalıcıdırlar” (Bakara 257) buyurulmuştur.

Günümüzde Allahü Teâlâ’nın indirdiği hükümleri bir kenara bırakarak, “Hakimiyet kayıtsız ve şartsız insanındır” sloganına sarılan ve insanların çoğunun rızasına göre kurulduğu iddia edilen siyasî otoriteler, iktidar haline gelmişlerdir. Bu siyasi otoritelerin Tağut hükmünde olduğu asla unutulmamalıdır. Daha açık bir ifade ile İslâm nizamının dışındaki bütün sistemler “Tağuti” özellikleri taşırlar. Bugün yeryüzünde yürürlükte olan rejimlerin hepsi, beşerî rejimlerdir ve hükümlerini kendileri koymaktadırlar. Dolayısıyla da Allah (c.c)’ın hükümlerine muhalefet etmektedirler. O halde bu rejimlerin hepsi “tağut” olarak isimlenir. Hatta kitlelere “en cazip ve hüsn-ü kabul gören bir rejim” olarak tanıtılan demokratik ve lâik rejimler de tağut hükmündedir.

Dolayısı ile kavramı pratize eder ve günümüze indirgersek, içinde yaşadığımız Türkiye Cumhuriyeti Laik Demokratik devleti de bir Tağuttur. Aynı şekilde Müslüman bireylerin Allah’a imanlarının gerektirdiklerinden bir tanesi de daha önce geçtiği üzere Tağut’u Red olduğu için(Bakara 256) red edilmesi gereken tağutlardan bir tanesidir.

Mehmed Emin Ceval

 Selam hidayete tabii olanların üzerine olsun…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s