Tevhid-Muvahhid

Tevhid Bir demek, birlemek.

İslam dinindeki tevhid “Lâ İlâhe İllallah” (Allah’tan başka ilah yoktur) sözüyle ifade edilir.Bu söze kelime-i tevhid adı verilir.Bir kimsenin Müslüman olabilması için Tevhidi kalben kabul edip,dili ile söylemesi,tevhid doğrultusunda yaşaması ve çevresindeki kimliklerinde İslam yazan diğer kimselerinde tevhidi bu şekilde tam manasıyla anlaması için çaba harcaması gerekir.

Tevhidin “Lâ” sözcüğü ile başlaması çok önemlidir. Allah(cc) kendisinden başka her şeyi yok kabul ederek tâât ve ibadet edilmesi gereken, kendisine kul köle olunması gereken “Âhad” (tek) olduğunu ısrarla belirterek “Lâ” sız bir imanın makbul olmayacağını, Müslüman olan bir kimsenin daha önce içinde yaşadığı toplumun tüm cahili anlayış ve yaşayışlarını terk ederek, hayatına İslami anlayış ve yaşayış getirmesini zorunlu kılmıştır.

Tevhid kavramsal olarak 3 Başlık altında incelenir:

 1.Rububiyet Tevhidi ;

Rubûbiyet tevhidini tam olarak anlayabilmek için, rubûbiyet kavramının türediği “rabb” kelimesini iyi kavramak gereklidir. Rabb kelimesi, esas olarak terbiye anlamına gelir. Terbiyenin yanında, aynı zamanda ıslah etmek, üzerinde tasarrufta bulunmak, taahhüt etmek, kemale erdirmek, tamamlamak, efendisi olmak, sorumluluğunu yüklenmek, toplamak, başkanlık etmek, sahip olmak, bakmak, büyütmek, sözünü geçirmek, istediğini yapabilmek, yaptırabilmek, rızık vermek gibi mânâları kapsar.

 “Gökleri ve yeri yaratan, güneşi ve ayı buyruğu altında tutan kimdir? diye sorarsan, şüphesiz Allah’tır derler.”  (Ankebût: 29/61)

  “De ki: ‘Size gökten ve yerden rızık veren kimdir? O kulaklara ve gözlere mâlik bulunan kimdir? Ölüden diriyi, diriden de ölüyü kim çıkarıyor? Bütün işleri kim idare ediyor? Hemen: ‘Allah’ derler.” (Yûnus: 10/31)

 2.Uluhiyet Tevhidi;

Ulûhiyet tevhidi, Allah’a, Onun belirlediği ibâdet şekilleri ile ibâdet etmektir. İbâdette  Allah’ı birlemek, başkasını O’na ortak kabul etmemektir. Kalbin korkarak ve ümit ederek Allah’a bağlanmasıdır. Ulûhiyet tevhidi; ibâdette, boyun eğmede, hüküm koymada, kesin itaatte tek ve ortağı olmayan Allah’ı birlemektir.

 3.İsim Ve Sıfat Tevhidi

  “Biz her kavme: ‘Allah’a ibadet edin; sizin O’ndan başka ilahınız yoktur’ (diye tebliğ etmesi için) bir peygamber gönderdik.” (16/Nahl, 36)

  “(Nuh): ‘Ey kavmim! Allah’a kulluk/ibâdet edin, sizin O’ndan başka ilâhınız yoktur’ dedi.” (7/A’raf, 59). (Diğer peygamberlerin aynı mesajı için bkz. 7/A’râf, 65, 73, 85; 12/Yûsuf, 40; 11/Hûd, 1-2.)

Günümüz müşrikleri ve genel olarak müşrik kavimlerin Tevhid kavramın da sıkıntı içerisine düşüp şirk işlemelerinin sebebinin uluhiyet tevhidinin anlaşılmamış olmasından dolayıdır.Rububiyet tevhidi genel toplumların ortak kanısı olarak kabul görmekte ve Allah inancı olanların, Allah inancı olamayanlara (ateistlere) göre çoğunluğu teşkil ettiğini görmekteyiz.Bu nedenle Uluhiyet kavramının içini doldurmalı ve çoğunlu sapmış bir toplum içerisinde olmamalıyız.Nitekim Allah(cc) ayetinde şöyle buyurmaktadır.

 “Eğer yeryüzündekilerin çoğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar…”(Enam 116)

Bildiğimiz gibi Peygamberimiz(sav) putperest bir toplumu hidayete erdirmeye vesile olmak için gönderilmiştir.Ve yine biliyoruz ki İslam dini peyderpey olarak 23 yıl gibi uzun bir dönemde tamamlanmıştır.İslam dininin hiç tebası olmazdan, milyarlara ulaşmasını sağlayan Allah(cc)’un seçtiği Resulünün hayatını(tebliğ metodu olarak) ikiye ayırıyoruz.Birincisi yerleşim birimi olarak Mekke, dönem olarak Mekke dönemi; ikincisi ise yerleşim birimi olarak Medine, dönem olarak da Medine dönemi.Peki bu iki dönem arasındaki fark neydi?

Temel fark; birinci dönemde tüm Allah’a ortak koşanlara isyan, onların karşısında Allah’ın varlığını ve (yasama, yürütme, yargıda) birliğini ısrarla savunma, ona şerik(ortak) koşturmama ve bu uğurda savaşıp bazen de (Yasir ve Sümeyye gibi (Allah onlardan razı olsun))şehit düşme. Ve birinci dönemde gayri İslami bir devlette olunduğu için Allah(cc)u, indirmiş olduğu ayetlerle Tevhid bilincini oturtmak (ilk olarak insanların Müslüman olmasını sağlamak) istemiştir. Daha sonra (Medine döneminde) ise genel olarak İslam’ın toplumsal yaşayışta gerekli olan ayetler indirmiştir. Ticaretin helal, faizin haram olması gibi…

Tevhid akidesinin(inanışının) oturması için, şirk(ortak) koşan bir toplumdan sadece ve sadece Allah’a kul olan bir toplum oluşturmak için, İslam’ın ana kaidesi “Allah’ı tek kabul etmeyi” Müslüman olma olarak değerlendiren Allah(cc)’u; Mekke döneminde Peygamberimiz(sav)’e özellikle şeksiz, şüphesiz, şeriksiz, aracısız bir İslam’ı öğretmek ve Onun(sav) de İslam toplumunu oluşturması için Tevhid ağırlıklı ayetler vahyetmiştir. Toplumsal düzenlemelere ait kuralları ikinci döneme bırakmıştır.

Allah(cc)(tövbe haşa) Aristo’nun mantığı gibi dünyayı yaratıp göğe çekilmemiştir. Aristo’nun mantığı (teorik olarak) günümüzdeki kendine Müslüman diyen kimseler tarafından şiddetle kınanmaktadır. Fakat gel-gör ki hayata uygulayış açısından tamamıyla Aristo’nun mantığı kabul ediliyor. Ailevi ilişkilere karışan bir Allah(cc), fakat dışarıda giyim kuşamımıza karışamayan! bir Allah(cc); Hatta ve hatta camimize karışan bir Allah(cc), fakat TBMM ‘ye karışamayan! bir Allah(cc) ; ülkenin tüm kurumlarında laik düzen (Allah’ın TC’deki kurumlara karışamadığı! bir düzen) devam edecek fakat biz sadece abdestin nasıl alınacağını Allah(cc)’ın kitabına, dinine soracağız.

Allah yalnız yaratıcı değildir, aynı zamanda rahimdir, rızık verendir, koruyandır, yardımcıdır, hidayet verendir ve tüm yaratıkların darda kalmışlarına yardım ulaştırandır. Allah dünyayı oyun ve eğlence olsun diye yaratmamıştır. Dünya, belirlenmiş bir süreye göre, bir amaçla ve bir plan doğrultusunda yaratılmıştır. O kanunlar çıkarır, rehberlik eder, her şeyi bir ölçü ve takdire göre düzenler, yaratır, yol gösterir. O, her şeyi bilendir. Her şeyi görendir.Tanımları da Tevhidin açılımıdır.

Allah, hüküm verenlerin en iyisidir. Hiç kimseye asla zulmetmez. İnsana adaletsiz davranan O değil, kendi nefsine zulmeden insandır. Hüküm gününde adalet tartıları kurulacak, en küçük bir amel bile hesaplanacaktır. O çabuk ceza verendir ve acı azapla cezalandırır. İnsanlara adil olmalarını buyurur ve adil olanları sever. Günahtan sakınıp sevap işleyenlere büyük ödüller verir. İnsanların iyi amelleri, en güzel şekilde ödüllendirilmek için yazılır. Allah, tüm iyilikleri kendisinde toplamıştır, tüm iyiliklerin kaynağıdır. Her türlü kötülükten de uzaktır.Başımıza gelen iyi bir iş Allah’ın lütfüyledir fakat başımıza gelen kötü bir iş Allah(cc)un buyurduğu gibi kendi ellerimiz ile işlediklerimizden dolayıdır.

 “Dinde zorlama yoktur.Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır.O halde kim Tağutu reddedip Allah’a inanırsa,kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır.Allah işitir ve bilir.(Bakara 256)”

Yukarıdaki ayette de gördüğümüz gibi Müslüman olmanın şartlarından biri de Tağutu reddetmektir.Peki nedir bu Tağut?Kısaca; Allah’ın emri varken yeni emirler türeten,gerek Allah’ın emirlerine ters, gerekse Allah’ın emirlerine düşman,kendisine ibadet edilen,kural ve kaideleri kendi menfaatleri doğrultusunda olan, kendi kutsal değerleri İslam’dan farklı olan kişi,kurum,kuruluş,hükümet,devlet,sistem,yüksek merci ve otorite.

O halde Müslüman olmamızın temel farizalarından biri olan “Tağutu Red”di uygulayabilmemiz için Tağutları tespit etmemiz gerekir.Örnek vermek gerekirse Mekke müşriklerinin yönetim sistemleri ya da meclisleri Darun-Nedve bir Tağuttu.Ya da o zamandaki Rum ve Pers devletleri bir Tağuttu.Günümüze gelecek olursak NATO,BM,AB…Devlet olarak ABD,Avrupa birliği devletleri,Çin,Japonya… Gayri Müslim olmaları ile beraber Tağutturlar.Peki sadece kendilerini Hıristiyan yada Budist ya da ateist olarak tanıtan devletler mi Tağuttur?Örneğin Allah’ın hükmü varken buna muhalif hüküm ortaya koyan devletler(her ne kadar yöneticileri Müslümanım deseler de toprakları Ortadoğu’da,Arap yarımadasında olsalar da) evet bu devletlerde Tağuttur.

 “…Kim Allah’ın indirdiği(hükümler) ile hükmetmezse işte onlar kafirlerin ta kendileridir.(Maide 44)”

Evet yukarıdaki örnekler sonrasında şu sonuca varıyoruz.Her ne kadar kendilerine Müslüman diyen yöneticilerin yönettiği(onlar namazda kılsa oruçta tutsa),her ne kadar Osmanlı toprakları üzerinde kurulmuşta olsa,her ne kadar kendini İslam devleti olarak tanıtan(ki zaten öyle tanıtmıyorlar laik olarak tanıtıyorlar) muhafazakar yöneticiler olsa dahi evet bunlar olsa dahi Türkiye Cumhuriyeti de bir Tağut Devletidir,Tağuttur.Bir insanın Müslüman olabilmesi için Tağutu Red etmesi gerektiğini defalarca yukarıda belirttik.

TC için düşünürsek bir kişi eğer Müslüman ise ne bu Tağutu kabul eder ne bu Tağutun herhangi bir konumunda(Tağutun devamını sağlayan Askerlik, Polislik, Particilik, STK…)görev alır ne de yine bu sistemin devamını sağlayan oy kullanma şirk fiilini yapar (her ne kadar Chp gelmesin,Ehven-i Şer(kötünün iyisi) gibi amacı olsa dahi).Tağutu diğer konumuzda teferruatları ile inceleyeceğiz.Sadece oy kullanmanın Tağutlardan bir Tağut beğenmek olduğunu belirtelim istedik.

Sonuç olarak diyebiliriz ki Tevhidsiz İslam olmaz.Tağutu Red etmeyen Müslüman olmaz.Olduğunu iddia edip ona göre yaşayanlara verebileceğimiz cevap yine İbrahim suresinde ifade edildiği gibi onların salih amelleri rüzgarın önündeki kül gibidir;

 “…Onların yaptıkları, fırtınalı bir günde rüzgarın şiddetle savurduğu bir kül gibidir. Kazandıklarından hiçbir şeye güç yetiremezler. İşte uzak bir sapıklık (içinde olmak) budur. (İbrahim 18) 

Yine Allah(cc) Nisa suresinde tevhidin zıddı şirki işleyen birini (her ne kadar salih amelleri fazla olsa dahi) affetmeyeceğini buyuruyor;

 “Allah kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını, (günahları) dilediği kimse için bağışlar.Allah’a ortak koşan kimse büyük bir günah (ile) iftira etmiş olur. (Nisa 48)”

Sonuç olarak Tevhid den anlamamız gereken (günümüze indirgersek); Allah’ın yasası tartışılmaz yasa,Peygamberimizin(sav) sünneti olan (devleti idare etmesi) tartışmasız yürütme ve Allah(cc)’ın kitabı Kuran-ı Kerim’e ve Peygamberimizin(sav) sünneti doğrultusunda içtihat yapan alimlerin yargılaması yargıyı oluşturur.Bunların tamamına veya birine karşı gelmek küfürdür,Tevhidi bertaraf eder.Yukarıda sayılan maddelere göre yönetilmeyen bir ülke İslam devleti değildir ve yıkılması gerekir.Bu devleti yıkmak bir yana, devamı için uğraşmak(demokrasiyi destekleyip oy kullanmak) küfür eylemidir.

Muvahhid ise anlam olarak Birleyen, birleştirici olan, bir tek kabul eden; Tevhid inancına sahip olan Allah’ın vahdaniyetine şeksiz şüphesiz iman eden ve bu inancı şirkin her türlü pisliğinden uzak tutan kimse demektir.

Tevhidin ve tevhid olanın Peygamberimizin(sav) sünnetindeki birkaç olayda görelim

 Peygamber (s.a.s)’in, Muaz b. Cebel’i Yemen tarafına gönderdiği zaman ona şöyle dediği rivayet olunur:

 “Sen ehl-i kitab olan bir kavme gidiyorsun. Onları davet edeceğin ilk şey Allahü Teâlâ’yı tevhîd etmek olsun”(Buhârî, Tevhîd, 1). Başka bir hadiste ise Rasûlüllah’ın şöyle buyurduğunu görüyoruz:

 “Her kim Allah’ı tevhîd ederse (malını ve kanını korumuş olur. Hesabı da Allah’a kalmıştır)” (Müslim, İman, 8).

 Tirmizi’nin Sünen’inde, mü’minlerden söz edilirken “Ehl-i tevhîd” tabirinin kullanıldığını görüyoruz (Tirmizî İman, 17).

Mehmed Emin Ceval

Selam Hidayete Tabi Olanların Üzerine Olsun…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s